Sosyal medya platformları, kullanıcıları uygulamada daha uzun süre tutmak amacıyla tasarlanan sonsuz kaydırma ve bildirimlerle dijital bir döngü oluşturuyor.
Uzmanlar, günceli kaçırma korkusunun (FOMO) sosyal medyanın sorunlu kullanımını artırabildiğini, bunun da depresyon, kaygı ve stresle ilişkili olabileceğini belirtiyor.

İnternetin ilk dönemlerinde bilgiye erişim ve iletişim ön plandayken, zamanla sosyal medya günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Kullanıcılar artık yalnızca iletişim kurmakla kalmıyor, yaptıklarını ve bulundukları yerleri de sürekli paylaşabiliyor.
Sonsuz kaydırma kullanıcıları platformda tutuyor. Sosyal medya arayüzleri, bildirimler ve içerik önerileri kullanıcıların ilgisini sürdürmek üzere tasarlanıyor. Sonsuz kaydırma özelliği, bir paylaşımın ardından yeni içeriklerin otomatik olarak gelmesini sağlayarak kullanıcıların uygulamada daha fazla vakit geçirmesine yol açabiliyor.
Medya ve iletişim alanındaki uzmanlar, kullanıcıların sosyal medyada paylaşımlarını genellikle düşünerek yaptığını ve çevrim içi kimliklerini şekillendirmeye önem verdiğini belirtiyor. Beğeni, yorum, paylaşım ve görüntülenme sayıları da etkileşim odaklı kullanımın önemli unsurları arasında yer alıyor.
Etkileşim odaklı sistemler içerik tercihlerini etkileyebiliyor. Platformların öneri sistemleri, tartışma yaratan veya yoğun tepki alan içerikleri öne çıkarabiliyor. Bu durum, kullanıcıların daha fazla içerikle karşılaşmasına ve akıştan ayrılmakta zorlanmasına neden olabiliyor.
Günceli kaçırma korkusu kaygıyı artırabiliyor. FOMO olarak bilinen bu korku, kişinin kendisinin katılmadığı sosyal deneyimleri kaçırdığı düşüncesiyle ortaya çıkıyor. Başkalarının neler yaptığını sürekli takip etme isteği, kişiyi tekrar tekrar sosyal medyaya yöneltebiliyor.
Araştırmalar, FOMO ile sorunlu sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı arasında ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Sorunlu kullanımın ise depresyon, kaygı ve stres belirtileriyle bağlantılı olabileceği belirtiliyor.
Uzmanların değerlendirmeleri, sosyal medya kullanımında geçirilen sürenin yanı sıra kullanım alışkanlıklarının da önem taşıdığını gösteriyor. Bildirimleri sınırlandırmak, uygulamalara ayrılan zamanı kontrol etmek ve çevrim dışı etkinliklere daha fazla yer vermek, dijital alışkanlıkların dengelenmesine yardımcı olabilir.
(Muhabir: Furkan Öztürkmen) |